Engelli Olmak Nedir

tuğçe tarafından yazıldı.. Yayınlanma 4. Sınıf Fen ve Teknoloji Konu Anlatımı

ENGELLİ OLMAK

Özür sözcüğü daha çok kabahatli olmayı çağrıştırdığı için engel sözcüğünü 

kullanmayı daha doğru buluyorum. Engelli olmak deyince ilk akla gelen işitme, 

konuşma, görme, yürüme engelli olmak. Benim aklıma bununla birlikte engelli 

olanların toplumsal yaşam içerisindeki sorunları geliyor. Hem engelli olmaktan 

kaynaklanan içsel sorunlar, hem de engelsizlerin neden olduğu dışsal sorunlar ve 

yeni engeller. Görünürde engelli olmayanların, engellileri göz ardı etmesi 

yüzünden etraflarına örülen ama görünmeyen duvarlar asıl engeli oluşturuyor. 

Toplumsal yaşam içerisinde, kamusal alanların herkesin eşit ölçüde kullanım 

hakkı vardır. Bu hak engelli olanlar için de geçerlidir. Engelliler grubunda 

davranışsal aktivitesi en fazla engellenenler yürüme engelli olanlar. Ancak, bizler, 

bugün için engelsiz görünenler, engellilerin kamusal alanları kullanma haklarına 

ne ölçüde katkıda bulunuyoruz? Bunu sağlıyor muyuz, yoksa onlar için yeni 

engeller mi koyuyoruz. Merdiven koyduğumuz yerlerin yanına kullanılabilen 

rampalar da yapıyor muyuz? Tekerlekli sandalyeli engellilerin kullanımına telefon 

kabinleri, WC'ler sunabiliyor muyuz? Kamu binalarında ve toplu ulaşım 

istasyonlarında asansör bulundurabiliyor muyuz? Asansör olmadığında kamusal 

hizmeti engellilerin ulaşabileceği zemin kata indirebiliyor muyuz? Zemin kata 

engelliler ulaşabiliyor mu, yoksa binaya uzaktan bakmak zorunda mı kalıyor? 

Engellileri gerçekten düşünüyor muyuz? Arazilerimizi toplumun refahı ve yaşam 

kalitesinin iyileşmesi adına yeniden biçimlendirirken engellileri hep göz ardına mı 

koyuyoruz. Bir gün (her an) bizim de engelli olabileceğimizi unutuyor muyuz? 

Geçtiğimiz günlerde bir konferansa katılmak için gittiğim Hollanda'da ve 

Almanya'da kamusal alanlarda dolaşabilen çok sayıda engelli insanlar gördüm. İlk 

anda, o ülkelerdeki engelli insan sayısının daha fazla olduğu yanılgısına düşüyor 

insan. Ancak onlar için düşünülmüş ve üretilmiş olan, kamusal alan kullanımına 

ve hareket kabiliyetlerini artırmaya yönelik, çözümleri fark edince bizim 

ülkemizdeki engellilerin evlerinde hapis bırakıldığını da fark etmek zor olmuyor. 

Örneğin; belediye otobüslerine tekerlekli sandalye ile binilebiliyor. Tren 

istasyonlarında engelliler için asansörler var. Telefon kabinleri, tuvaletler ve araç 

park yerleri de var. Ve en önemlisi sokakta, kaldırımda, alışveriş merkezlerinde 

hiçbir engelle karşılaşmadan dolaşabiliyorlar. 

Aklımda kalan ve öğrencilerime de hep aktardığım bir söz var: "Bir ülkenin -ve 

kuşkusuz toplumun- gelişmişliğinin göstergesi kaldırım yüksekliğidir" diye. 

Kaldırım yüksekliği ne kadar az ise ve sadece yayalar tarafından kullanılıyorsa, o 

toplumun uygarlık seviyesi açısından gelişmişliğinden söz edebiliriz. Almanya'da 

gördüm ki yenilenen yollarda artık kaldırım yüksekliği de sıfırlanmış, araç yolu ve 

yaya yolu aynı seviyeye getirilmiş. Üstelik yaya kaldırımı kenarlarında hiçbir 

yerde bariyer, korkuluk vs. gibi ikinci bir sınırlama veya engelleme ögesi yok. 

Buna gerek yok, çünkü herkes kendi yolunu kullanıyor.

Engellilere yol açalım, önlerine yeni engeller koymayalım ki, zaten varolan engelli 

halleriyle baş edebilsinler, toplumsal yaşam içerisinde yer alacak özgüvenlerini 

yitirmesinler. Onlara da yol açalım ki, yeteneklerinden, bilgi birikimlerinden, 

yaşam deneyimlerinden ve potansiyellerinden yararlanabilelim. İnsan vücudunun 

kan damarlarından birini nasıl yok sayamazsak, engelsizler ve engelliler olarak 

değil de, tüm toplum olarak hep birlikte varolalım ve zenginleşelim. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile