4. Sınıf Fen ve Teknoloji CANLILAR DÜNYASINI GEZELİM TANIYALIM Konu Anlatım

ömer faruk çam tarafından yazıldı.. Yayınlanma 4. Sınıf Fen ve Teknoloji Konu Anlatımı

CANLILAR DÜNYASINI GEZELĐM TANIYALIM

Çevremize baktığımız zaman canlı ya da cansız birçok varlık görürüz. Çevremizdeki taş, toprak, dağlar, yollar,

binalar cansız varlıklar; ağaçlar, otlar, çiçekler, kedi, köpek, kuş, arı kelebek gibi hayvanlar ise canlı varlıklardandır.

Çevremizde görebildiğimiz ya da göremediğimiz sayısız canlı varlık vardır. Bilim insanları yeryüzünde milyarlarca canlı

bulunduğunu, bu canlıların binlerce türden oluştuğunu belirtmektedirler. Yeryüzünde yaşayan canlıların benzer

özellikleri olduğu gibi, benzemeyen özellikleri de vardır. Bazı canlılar besinlerini kendileri üretir, bazı canlılar

omurgasızdır. Bazıları gözle görülemeyecek kadar küçüktür, bazıları yavrularını doğurarak dünyaya getirir. Yaşadıkları

ortam bakımından da farklı olan canlılar vardır. Bu saydığımız özelliklerden dolayı canlıları tek tek ele alıp incelemek

zordur. Bu nedenle bilim insanları canlıları daha kolay inceleyebilmek için sınıflandırma yoluna gitmişlerdir.

Yeryüzünde milyonlarca canlı vardır. Bunların her birini incelemek çok zordur. Benzer özellikle olan canlıları bir

grupta toplamak onları incelememizi kolaylaştırır. Bu nedenle canlılar benzerlik ve farklılıkları dikkate alınarak

sınıflandırılmıştır.

Canlılar; hayvanlar, bitkiler, mantarlar ve mikroskobik canlılar olmak üzere dört grupta incelenir.

Bitkisiz bir yeryüzü düşünülebilir mi? Doğal olarak, bitkisiz bir yeryüzü düşünülemez, Çünkü bitkiler diğer

canlıların da yaşam kaynağıdır. Bitkiler birçok canlının besin gereksinimini karşıladığı gibi birçok canlının da yaşam

alanıdır. Ayrıca atmosferdeki oksijenin dengelenmesi yeşil bitkiler sayesinde olur. Fosil yakıtlar denilen petrol, kömür

ve doğal gaz toprak altında kalan bitkilerden oluşur. İnsanların besin gereksiniminde bitkilerin yeri çok büyüktür.

Doğada bitkilerin yaşamadığı yer yok gibidir. Bitkiler genel olarak toprakta yaşarlar fakat suda hatta bir taş

parçası üzerinde yaşayan bitkiler bile vardır.

Doğadaki bitkiler çiçekli ve çiçeksiz bitkiler olmak üzere iki şekilde incelenir.

Çiçeksiz Bitkiler

Doğada her bitkinin çiçeği yoktur. Bu tür bitkilere çiçeksiz bitkiler denir. Kara ve su

yosunları, eğrelti otu, at kuyruğu, kibrit otu ,ciğer otu gibi bitkiler çiçeksiz bitkilerdir.

Çiçeksiz bitkilerden olan kara ve su yosunları Dünya'mızda oldukça fazla yer kaplar. Su

yosunları denizlerde ve tatlı su kaynaklarında yaşar. Ayrıca nemli yerlerde bulunan ağaçların

gövdelerinde ve kaya üstlerinde yaşayan yosunlar da vardır. Bazen su yosunları durgun bir su

üzerinde yeşil bir tabaka olarak ortaya çıkabilir.

Kara yosunları denilen bir yosun türü ise ağaç diplerinde, gövdelerinde, kuytu ve nemli

yerlerdeki kayalar üzerinde yeşil bir kadife gibi görünebilirler.

Çiçeksiz bitkilerin en önemlilerinden biri eğrelti otudur. Eğrelti otu ormanların kuytu ye

gölgelik yerlerinde gelişir.Eğrelti otları milyonlarca yıldan beri yeryüzünde vardır. Dinozorlar

varken Dünya'mızda dev boyutlu eğrelti otları vardı. Bu gün yakacak.olarak kullandığımız

kömür, milyonlarca yıl önce toprak altında kalan dev eğrelti ;otlarının başkalaşımı sonucu

oluşmuştur.

Eğrelti otu, atkuyruğu ve kibrit otları daha gelişmiş çiçeksiz bitkilerdir. Kara

yosunlarından farklı olarak kök gelişmiştir. Yaprak ve gövdeleri olduğu için su ve besin taşıyan yapılara sahiptirler.

Ormanlarda, nehir ve göl kıyılarında yaşarlar.

Çiçekli Bitkiler

Çevremizi ve doğayı güzelleştiren sebze ve meyveleri elde ettiğimiz en gelişmiş

bitkilerdir. Çiçekli bitkilerin kök, gövde, yaprak ve çiçek gibi yapıları vardır. Bitkinin

yaşamsal faaliyetlerini yürütebilme için bu yapıların her birinin ayrı bir görevi vardır.

Çiçekli bir bitkiyi incelediğimizde kök, gövde, yaprak ve çiçekten oluştuğunu

görürüz. Bitkide bulanan kök, gövde ve yapraklar bitkinin beslenme organı olarak görev

yaparken, çiçekler üreme işini üstlenir.

Kök

Pırasa, soğan, buğday gibi bitkileri topraktan söküp kökünü incelediğimizde karşımıza genellikle saçak

şeklinde bir yapı çıkar. Kök, bitkiyi toprağa bağlayan, topraktan su ve suda çözünmüş mineralleri

almaya yarayan bir organdır. Tüm bitkilerin kökleri aynı şekilde değildir. Kökler biçim ve işlemlerine

göre çeşitli adlar alır. Pırasa, soğan, buğday, gibi bitkilerin kökleri saçak kök, havuç, turp, şalgam gibi

bitkilerin kökleri; depo köktür. Çünkü bu tür bitkiler köklerinde besin depo ederler

Görevleri

• Kök, bitkiyi toprağa bağlar, tutunmasını sağlar.

• Bitkinin yaşaması için gerekli olan topraktaki su ve mineralleri alır. Bitki köklerinde toprağın

derinliklerine ulaşmayı sağlayan emici tüyler bulunur. Emici tüyler, kökün topraktaki su ve

suda çözünmüş maddeleri emmesini sağlar.

• Yukarıda da söz ettiğimiz gibi bazı bitkilerin köklerinin besin depolama görevi de vardır.

Gövde

Çevremizdeki bitkileri incelediğimizde bazılarının kalın, dayanıklı bir gövdeye sahip; bazılarının da ince ve

kırılgan bir yapıya sahip olduğunu görürüz. Ağaçlar ve ağaç türü bitkiler odunsu gövdeye

sahip bitkilerdir. Otlar ve ot türü bitkiler ise otsu gövdeye sahiptirler.

Bir bitkide gövde, bitkinin dal, yaprak ve çiçek gibi bölümlerini taşır. Kökün

topraktan aldığı su ve suda çözünmüş mineralleri bitkinin diğer bölümlerine taşıyan

borucuklar gövdeden geçer. Tüm ağaçlarda odunsu gövde vardır. Elma, erik, zeytin,

portakal, meşe, çam gibi ağaçların gövdeleri odunsudur. Çimen ve çeşitli otlar,

fasulye,domates, menekşe, papatya gibi bitkiler de otsu gövdeye

sahip bitkilerdir.Ispanak, semizotu, maydanoz gibi bazı otsu bitkilerin

yapraklarını gövdeleriyle birlikte besin olarak tüketiriz. Patates ise

besinini gövdesinde depolayan bir bitkidir.

Görevleri

• Bitkinin dik durmasını sağlar.

• Kökten gelen maddeleri yapraklara taşır.

• Bitkinin çiçek, yaprak ve meyvesini taşır.

•Yapraklarda üretilen besini diğer yapılara taşır.

Yaprak

Yaprak, bir bitkinin gövde ve dalları üzerinde genellikle yassılaşmış ve yeşil renkli olarak

gelişmiş bir organıdır. Bitkilerin çoğu yapraklarını döker. Çam, köknar gibi bazı ağaçlar

yapraklarını her yıl değil 2-3 yılda bir döktüğü için daima yeşil,ve yapraklı görünür. Bu

nedenle bu ağaçlara yapraklarını dökmeyen ağaçlar denir.

Bir yaprakta yaprak ayası, yaprak sapı ve damarlar gibi bölümler bulunur.

Bir yeşil bitkide yaprak:

* Güneş ışığı ile karbondioksiti kullanarak fotosentez yapar ve bu şekilde kendisi için gerekli

olan besini üretir.

* Solunum yapar. Bitkiler solunum sırasında oksijen alıp, karbondioksit Verirler.

* Terleme yapar. Bir saksıdaki bitkiyi naylon poşetle kapattığımızda bir süre sonra poşet içinde su damlacıklarını

gözlemleyebiliriz.

* Boşaltım yapar. Yaprakta biriken atık maddeler, yaprağın dökülmesiyle atılmış olur.

Dünyanın en uzun ve en genis gövdeli sekoya adlı ağacın yüksekliğinin 140 m, çapının 2,5 metre olduğunu;

Kaliforniya'daki bir sekoyanın içinden bir otomobil geçebildiğini

BĐLĐYOR MUYDUNUZ?

Çiçek

Bitkilerin üreme organlarıdır.

Taç yapraklar olarak adlandırılan renkli yapraklar;

kokusu ve güzelliği ile bazı hayvanların dikkatini çeker.

Kuş, böcek gibi hayvanlar çiçeklere konarak erkek

organlardaki tozları dağıtırlar. Tozların dişi organa

ulaşması tohumun oluşmasını sağlar. Tohum dişi

organda oluşur.

Çanak yapraklar, tomurcuk halindeyken taç yaprakları

çevreleyen yapraklardır. Çiçeği olumsuz şartlardan

korur. Tomurcuk açılınca çiçeğin alt kısmında kalır.

Hayvanları sınıflandıralım

Çevremize baktığımızda kedi, köpek, kuş, solucan, kelebek, arı, koyun, inek, at gibi birçok hayvanla

karşılaşabiliriz. Eğer bir hayvanat bahçesine gidersek bu sayı daha da çoğalır. Hayvanlarla ilgili bilgilerimizi belgeseller

izleyerek artırabiliriz.

Yeryüzünde görebildiğimiz ya da göremediğimiz sayısız hayvan vardır. Sayıları ve türleri o kadar çoktur ki

hayvanları tek tek incelemek mümkün değildir. Bu nedenle bilim insanları hayvanları sınıflandırarak inceler. Bu

sınıflandırmayı yaparken yaşadıkları yerler, beslenme şekilleri, çoğalmaları, vücut yapıları gibi birçok özellikleri

dikkate alınmıştır.

Hayvanlar yapıları bakımından omurgalı ve omurgasız hayvanlar olarak iki ana gruba ayrılırlar. Bu iki ana grup

içinde de bazı özelliklerine göre tekrar sınıflandırılırlar.

Omurgalı hayvanlar kendi içinde, memeliler, kuşlar, sürüngenler, kurbağalar ve balıklar olmak üzere beş

grupta incelenir.

Vücutları kemik ya da kıkırdaktan oluşan bir omurgaya sahip tüm hayvanlara omurgalı hayvanlar denir. Bu tür

hayvanlarda ana çatı olarak bir omurga ve omurgaya bağlı olarak diğer kemikler bulunur. Kedi, kuş, balık,timsah,

aslan, fil, tavuk,kurbağa gibi hayvanlar omurgalı hayvanlar sınıfındandır. Yeryüzünde yaklaşık 50 000: omurgalı hayvan

çeşidi olduğu sanılmaktadır.

Omurgalı hayvanlar incelenirken:

*Beslenme şekillerine

*Yaşadıkları ortamlara

*Çoğalma biçimlerine

*Vücut örtülerine dikkat edilmiştir.

Memeliler:

Omurgalı hayvanların en gelişmiş grubudur. Doğurarak çoğalır,

yavrularını sütle beslerler. Akciğer solunumu yaparlar. Çoğunluğu

karada yaşarlar. İnek, fil, zürafa, at, deve,

geyik otla; kurt, aslan, kaplan, çakal etle; fare, ayı,kedi,köpek hem

etle hem de otla beslenen memeli hayvanlardır. Yunus, fok ve

balina suda yaşayan memelilerdir. Uçmalarına rağmen vücutları

kılla kaplı olan yarasalar da memeli hayvanlar grubunda incelenir.Genellikle

memelilerin vücutları kıllarla kaplıdır.

Kuslar:

Vücutları tüylerle kaplıdır. Ağız yerine gagaları vardır.

Uçmalarını sağlayan kanatları vardır. Ancak tavuk, hindi,

devekuşu ve penguen gibi kuşların kanatları olduğu hâlde

uçamazlar. Yumurta ile çoğalır, yumurtadan çıkan yavrularının

beslenme ve korunmasını sağlarlar. Sularda beslenen kuşların

gagaları geniş yapılı, ayakları perdelidir. Tohumla beslenen kuşların gagaları daha küçüktür.

Sürüngenler:

Ayakları köreldiği için sürüngenler adı verilmiştir.

Yılanların hiç yokken ,kaplumbağa, timsah ve kertenkelelerde

küçük ayaklar vardır. Vücutları sert pullarla kaplıdır. Yumurta

ile çoğalır, akciğer solunumu yaparlar.Zehirli türleri bulunan

yılanlar diğer hayvanlarla beslenirler.

Nehir ve göllerde yaşayan timsahlar, balık, kuş ve zebra, keçi gibi memelilerle beslenirler. Kertenkeleler

yapışkan dilleriyle böcekleri avlayarak beslenirler.

Vücutları sert pullarla çevrili olan kaplumbağaların karada yaşayanları otçuldur. Suda yaşayanlar ise küçük

hayvanlarla beslenir.

Kurbağalar:

Hem karada hem suda yaşarlar. Vücutları nemli ve kaygandır. Akarsu ve göl kenarlarında

sinek ve böcekleri yapışkan dilleriyle avlayarak beslenirler. Yumurtayla çoğalan kurbağaların

yumurtadan çıkan yavruları balığa benzer. Solungaçlarıyla solunum yapan yavruların

büyüdükçe akciğerleri gelişir, ayakları çıkar. Kuyruk ve solungaçları kaybolarak ergin kurbağa

olurlar. Ergin kurbağalar akciğer ve deri solunumu yaparlar.

Balıklar:

Suda yaşar, solungaçlarıyla solunum yaparlar. Sudaki çözünmüş oksijeni solurlar. Kuyrukları ve

yüzgeçleriyle hareket ederler. Sudaki küçük canlılar ile küçük balıkları ve bazı su bitkilerini

yiyerek beslenirler. Köpekbalığı, hamsi ,alabalık, palamut, kefal gibi değişik adlarla anılan çok

çeşidi vardır.

Omurgasız hayvanlar

Omurgasız hayvanların vücutlarında kemik ya da kıkırdaktan oluşmuş bir yapı bulunmaz. Yani bu hayvanlarda

omurga yoktur. Vücutlarında destek ve koruyuculuk sağlayan deri, kitin ya da kabuk bulunur.

Omurgasız hayvanların vücut sıcaklıkları değişkendir. Karada ve suda yaşarlar. Karada yaşayan omurgasız

hayvanlar serin ve nemli yerleri seçerler. Örneğin solucan, salyangoz, sümüklü böcek daha çok toprak altını tercih

ederler.

Omurgasız hayvanlarda vücut örtüleri olarak kıl, tüy bulunmaz.Suda yaşayanlar solungaç, karada yaşayanlar

deri ve trake solunumu yaparlar.

Sinek, arı, kelebek, karınca, uğur böceği, örümcek gibi omurgasız hayvanlar eklem bacaklıdırlar.

Karada Yasayanlar

Çekirge, kelebek, arı, sinek, pire gibi omurgasızlar,

eklemli bacakları ile hareket eder. Bunlar karada

yaşar.Akrep, kırkayak, çıyan, solucan, salyangoz da

karada yaşayan omurgasızlardandır.

Suda Yasayanlar

Denizanası, midye, mercan, ahtapot, yengeç, sünger, ıstakoz, denizyıldızı suda yaşayan

omurgasız hayvanlardandır. Yengeç, ıstakoz, midye gibi omurgasızların seri kabukları vardır.

Süngerlerin delikli vücutları vardır. Süngerler temizlik işlerinde ve ilaç yapımında kullanılır.

Mantarlar

Mantarları incelediğimizde ilk bakışta diğer tanıdığımız bitkilere benzemediğini

görürüz. Mantarlarda birçok bitkide bulunan çiçek, dal, yaprak, kök gibi bölümler yoktur.

Mantarların yeşil yaprakları olmadığı için besinlerini kendileri üretemezler. Bu nedenle

mantarların yaşayabilmeleri için başka canlılara gereksinimleri vardır. Mantarlar

besinlerini üzerlerinde yaşadıkları başka bir canlıdan sağlar. Kendi besinlerini

üretemedikleri için bitki değildirler. Belirgin şekilleri ve yaşama biçimleriyle bağımsız canlılardır.

Mantarların birçok çeşidi vardır. Ağaç altlarında gördüklerimiz şapkalı mantarlardır. Sebze ve meyvelerde çok

sık rastladığımız küf de bir mantar türüdür.

Mantarlar nemli yerlerde, çoğunlukla ormanlarda, çeşitli yiyeceklerin (ekmek gibi), meyve ve sebzelerin

üzerinde yaşar.

Türleri

1. Şapkalı mantar:

Ormanlarda bahçelerde bulunur. Sap ve şapka olmak üzere iki kısımdan oluşur. İnce, ipliksi bir

yapıya sahiptir. Sapın toprakla birleştiği yerden besinleri alır.

2. Küf Mantarları: Uzun süre açıkta bırakılan yiyecekler üzerinde hızla çoğalarak bir örtü oluştururlar.

Küflü yiyeceklerin tadı ve kokusu değişir. Bu yiyecekleri yememeliyiz. Peynir küfünden penisilin adı

verilen ilaç yapılır.

3. Maya Mantarları:

Hamurun mayalanması ve peynir yapımında rol oynayan mantarlardır.

Bir miktar hamur mayasını ılık su ve şekerle karıştırdığımızda maya kabarmaya başlar. Çünkü şekeri besin olarak

kullanan mantarlar hızla çoğalır. Bu sırada gaz kabarcıkları çıkar.Maya mantarları uygun sıcaklık ve besin olan

ortamlarda canlılık özelliği gösteri. Maya kuru iken yaşamsal faaliyetlerini sürdüremez.

4. Hastalık Yapan Mantarlar: Bebeklerin ağzında pamukçuk denilen hastalığın nedeni bir

mantardır.El ve ayaklarda kaşıntı ile başlayıp çatlaklara ve kanamalara neden olan mantar

hastalığına mantarlar sebep olur. Saçkıran hastalığında da mantarlar rol oynar.

Yararları

Yenebilen mantarların büyük bir bölümü sudur. 100 gram mantarın içerisinde sadece 5 gram protein, 10 gram

karbonhidrat ve 1 gram yağ bulunur. Geri kalanı sudur. Ancak mineral bakımından zengindir. Kalsiyum, potasyum,

fosfor demir içerir. Mantarlar B vitamini bakımından da oldukça zengindir.

Mantarların insanlar için birçok yararı vardır. Mantarlar olmasaydı belki de yaşayamazdık. Mantarları doğada

önemli kılan, ölü ya da canlı organik maddeleri parçalamalarıdır.

Bazı mantarlar da mayalanma endüstrisinde çok yararlı iş görürler. Ferment denilen bazı maddeler oluşturarak

şekeri alkol ve karbondioksite dönüştürürler. Mayalanmaya bazı bakteriler ile maya ve küf mantarları neden olmaktadır.

Maya mantarları gerekli mayalanmayı sağlamak üzere ekmek yapımında yaygın olarak kullanılmaktadır.

Peynir yapımında Penicilium cinsinden küf mantarları önemli rol oynarlar. Bu konuda en büyük keşif penisilin adı

yerilen antibiyotiklerdir. Penisilin bir peynir küfü olan Penicilium'dan elde edilmiştir.

Mantarlar doğal çürümede aktif bir rol alırlar. Organik artıkların çürümesinde mantarlar da etkin bir rol

oynarlar. Mikroskobik olan bu tür mantarlar toprakta çok fazla sayıda bulunurlar. Hatta su mantarları kirlenmiş

suların temizlenmesine bile katkıda bulunurlar.

Zararları

İnsanlar için bir çok yönden yararlı olan mantarlar aynı zamanda çok tehlikeli bir düşman da olabilirler.

Bazı parazit mantarlar insanlarda çeşitli deri hastalıklarına neden olurlar. Saçkıran, pamukçuk ve kaşıntılı deri

hastalıkları bunlardan bazılarıdır.

Bazı parazit mantarlar da ekonomik değeri olan bitkilere zarar verirler. Patateste,buğdayda, asmada, mısırda büyük

kayıplara neden olurlar. Ağaçların kurumasına neden olan mantarlarda vardır.

Yurdumuz yenebilen mantarlar yönünden çok zengindir. Ülkemizin her yöresinde birçok mantar türü vardır.Yalnız

doğadan mantar toplarken çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü bazı mantarlar çok zehirlidir. Öldürücü olabilir. Bu

nedenle mantarları iyi tanımak gerekir.

Mikroskobik Canlılar

Doğada daha önce incelediğimiz canlıların dışında ancak mikroskopla görülebilen canlılar da vardır. Bu tür

canlılara mikroskobik canlılar denir.

Kısaca mikrop dediğimiz bu küçük canlılar milyonlarca yıldır dünyamızda vardır. Fakat insanlar mikropların

varlığını ancak 1683 yılında öğrenmişlerdir.

Mercek yapmakla uğraşan Hollandalı bir tüccar bu uğraşı sırasında çok küçük canlıların varlığını keşfetmiştir.

Mikropların hastalıklara yol açtığı ise bundan iki yüz yıl sonra anlaşılmıştır.

Gözle görülmeyecek kadar küçüktürler. Yalnızca mikroskopla görülebilirler. Mantarlar gibi zararlı olanlarının

yanında yararlı olanları da vardır.

Mikroskobik canlılar hava, su ve toprak gibi doğal ortamlarda, insan ve hayvan vücutlarında, besinlerde yani

uygun sıcaklık ve besin olan her ortamda yaşarlar.

Canlı vücutları sıcaklık ve besin açısından mikroskobik canlılar için yaşamaya elverişli yerlerdir.

Besinler de mikroskobik canlıların üremesi için uygun ortamlardır. Dışarıda bırakılan

yiyeceklerde çoğalan mikroskobik canlılar besinlerin bozulmasına neden olur. Bu besinlerin

kokuları ve görünümleri de bozuktur.

Deniz, göl ve okyanuslarda yaşayan bazı mikroskobik canlılar suyu oksijen

bakımından zenginleştirir. Ayrıca buralarda yaşayan diğer canlılar için önemli bir besin

kaynağı olur.

Mikroskobik canlılar çoğunlukla bulaşıcı hastalıklara neden olurlar. Verem, tifo, kolera,

tetanoz hastalıkları ile boğazda bademciklerin şişmesi ile oluşan hastalık bu canlıların etkisiyle olur.

Yaşamımızda Önemli Yer Tutan Mikroskobik Canlılar

Bu tür mikroskobik canlılar,

• Üzüm suyundan sirke yapılması,

• Sütten peynir elde edilmesi,

• Sütün yoğurda dönüşmesi,

• Bitki ve hayvan atıklarının çürüyerek toprağa karışması olaylarında rol oynar.

Yoğurt Nasıl Oluşur?

Bir miktar ılık sütü birkaç kaşık yoğurt ile karıştırıp sıcak bir ortamda bekletirsek sütün tümü yoğurda dönüşür.

Yoğurdun içindeki mikroskobik canlılar sütü besin olarak kullanır ve sıcak ortamda hızla çoğalırlar. Böylece sütü

yoğurda çevirirler.

Besinleri Uzun Süre Saklamak İçin Hangi Yöntemler Kullanılır?

Besinleri mikroskobik canlıların zararlı etkilerinden korumak ve uzun süre saklamak için insanlar

eskiden beri birçok yöntem uygulamaktadır.

Kurutma: Sebze ve meyvelerin içerdiği su buharlaştırılıp Susuz ortamlarda mikroskobik canlılar yaşayamadığı için bu

yiyecekler uzun süre saklanır.

Tuzlama: Yiyecekler bol tuz dökülerek tuzlanır. Böylece yiyeceklerin bozulması önlenir.

Konserve: Yiyecekler yüksek sıcaklıklarda konserve hâline getirilir. Bu yolla yiyecekler teneke ve cam kavanozlarda

aylarca saklanabilir.

Dondurma: Çok soğuk ortamlar mikroskobik canlılar için uygun bir yaşama ortamı değildir.

Buzdolabı ve derin dondurucuların kullanılmaya başlanmasından sonra sebze ve meyveler

dondurularak bozulmadan uzun süre saklanmaktadır.

Pastörize etme: Süt çok yüksek sıcaklıklarda ısıtılarak içindeki mikroskobik canlılar öldürülür. Bu yolla paketlenen

sütler uzun süre dayanır ve daha sağlıklı olur.

Yorumlar   

0 #3 musa 10-05-2014 19:08
:lol: abi çok işime yaradı türkiye 1. oldum
Alıntı
0 #2 imran 27-04-2014 11:59
:zzz :zzz :zzz :zzz :zzz
Alıntı
0 #1 youndeegs 09-04-2014 16:42
:lol: çok güzel özetlemiş osman faruk a teşekkür
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile